Norbekov’un ‘Kendini Yenileme ve Aktif İyileşme sistemi’

TEMBELLİĞE KARŞI PUSU

Lidya Permyakova, ‘Tverskya, 13’ gazetesi, 19.07.2003

    Mirzakarim Norbekov’un ismini milyonlarca insan biliyor. O, insanın kendi kendine organizmasını yenileme sisteminin yaratıcısıdır. Onun tüm unvan ve rütbelerini saya saya bitirmek zor. Çoğu insan onu ‘Aptalın Deneyimi. Aklı Başına Toplama Rehberi. Aktif İyileşme ve Gözlüklerden Kurtulma’ bestsellerinin yazarı olarak tanır. Yakın zamanda Ord. Prof. Norbekov’un daha başka eserleri de yayımlandı.

    L.P.: Mirzakarim Sanakuloviç, siz kendinizi ne olarak hissediyorsunuz; yazar mı, doktor mu, işadamı mı, öğretmen mi?..

    M.S. Norbekov: Cevap veriyorum: Erkek!

    L.P.: Sizce ‘Aptalın Deneyimi... ‘ adlı kitabınızın büyük başarısının sebebi nedir?

    M.S.Norbekov: Bu kitap; benim ilk sevgili çocuğum, ilk nazik, aydın ve temiz sevgim. Orada benim özüm yatıyor. O, benim kartvizitim de. Kitapta akıllılar, için biraz ilim, güçlü insanlar için biraz mizah ve çoğunluk için de biraz kabalık var.

    Ben herkes için bir şeyler de yardımcı oluyorum, ancak sevecenlikle bunu yapıyorum. Böyle bir üslup bilinçli olarak seçildi. Ben pek çok insana yardım etmek istiyorum ve bir edebiyat leşi yayınlamaya hakkım yok. Belki bu yüzden bu kitap 3 seneden beri bestsellerdir.

    L.P.: Yıllar önce siz ‘Kendin kendine yardım et’ okulunu kurmuştunuz. Şimdi ise İnsan Enstitüsü’nü yönetiyorsunuz. Siz katılımcılara neleri öğretiyorsunuz?

    M.S.Norbekov: Yaratmayı, sevmeyi, başarılı olmayı, hayal etmeyi ve kendi düşlerini gerçekleştirme sanatını öğretiyoruz. Nasıl mı? Bu sistemde, üstadlarımın sisteminde mistik hiçbir şey yok. Seminerlerimize katılan insanlar kendi gayretleriyle, çalışma ve ruh güçleriyle fantastik neticelere ulaşıyor. Onlar ayni zamanda vücudunu ve iradesini güçlendiriyor.

    L.P.: Sizin Enstitünüzde tedavi yapılmıyor, ama size ağır hastalıklarla gelenler iyileşiyor. Neden?

    M.S.Norbekov: Evet, biz tedavi etmiyoruz. Fakat biz her yaştaki insana kendi kendine, ilaçsız, sadece kendi içsel güçlerine dayanarak kaybolan sağlığına kavuşmayı öğretiyoruz. Fakat en önemli şart; o insanda canlı bir ruhun bulunmasıdır. Eğer bu varsa o zaman insan her problemle başa çıkabilir.

    L.P.: Sizin ele almadığınız hastalıklar var mı?

    M.S.Norbekov: Tabii. Bunlar psikolojik ve genetik hastalıklar. Kalp krizi ve beyin kanamasından sonra bir sene, ameliyatlardan sonra ise üç aylık bir sürenin geçmesi gerekir.

    L.P.: İnsan hastalıklarının sebebi ne? Bazı din temsilcilerine göre hastalık, bu Tanrı tarafından gönderilen bir ceza ya da sınav.

    M.S.Norbekov: Bunu iki kelimeyle izah etmek zor. Pek çok nedenleri vardır. En çok rastlanan sebeplerden biri de hastalık daha yerleşmemişken pek çok insanın kendisine karşı takındığı umursamaz davranışlarıdır. Belki de hastalık ruhun sınanması ya da belki de ruhun temizlenmesi için veriliyordur. Bir förmül daha var; karakter ve hastalık. Bunlar tam olarak aynı şeylerdir. Burada denemenin özü; hastalağı yenmek için insanın ruh gücünün, yürek isteğinin kendini değiştirmesine özlemi ve böylece hastalığı yenebilmesidir. İnsan sahip olduğu ruh gücüyle hastalığı yenebilir.

    L.P.: İnsanların iyileşememe nedenlerinden biri de tembelliktir. Herkes tembellikle başa çıkamıyor. Tembelliğe karşı sizin herhangi bir reçeteniz var mı?

    M.S.Norbekov: Ben, bir şeyler tavsiye edebilirim, fakat tembel için bunu yapmak tembellik olur. Tembellik sınırsızdır. O, büyük bir ordudur. Onu yenmek için en küçük tembellikten başlamak gerekir ve sonra yavaş yavaş yok etmek gerekir.

    L.P.: Siz Katılımcılara: ‘Bana umutla gelmeyin, bana sadece inançla gelin’ diyorsunuz. Neden?

    M.S.Norbekov: Umut eden insanlar, hala inanmayanlardır. Onlar, kendi problemlerini benim boynuma asmak için gelmişlerdir. Umut ve inanç, bunlar tamamen değişik kavramlardır. İlk olarak umut doğar ki o bir fantazidir. İnanç ise bizim realitemizdir. Geleceği yaratmamız için oluşan bir olgudur. İyileşeceğine inanan insanların iyileşme şansı daima vardır. Umut edenler ise, hem kuşkulanır, hem de inanırlar. Bu isteklerin ikiye bölünmesi demektir.

    L.P.: Enstitü’nüz ile çağdaş tıbbın temsilcileri ortak çalışmalar yapıyorlar mı?

    M.S.Norbekov: Evet. Hastaları iyileştirmek için yeni bilim ve metotlar arayan doktorlarla gurur duyuyorum. Fakat bunun yanısıra hastalara onun hastalıklarının tedavi edilmesinin imkansız olduğunu söyleyen pek çok doktor var. Bu uzmanlara: ‘Siz böylesine kesin bir yargıya varacak kadar Tanrı mısınız?’ diye sormak isterdim.

    Tabii ki, hastaya açıkça: ‘Size nasıl yardım edeceğimi bilmiyorum, fakat araştırın ve mutlaka bulacaksınız’ demek cesaret ister.

    Ben, 20 yaştayken ölümcül bir hastalığa mahkum biriydim. Doktorlar benden vazgeçtiler ve ‘tedavisi imkansız’ dediler. Yakınlarıma ise son günlerimi geçirebilmem için sakin sessiz bir yeri bulmamı tavsiye ettiler. Bunları duyduktan sonra kalbimde neler hissettiğimi bugünmüş gibi hatırlıyorum. O zaman intihar etmeyi bile düşündüm ama... Galiba biraz yoldan çıktım. Eğer bunlar ilginizi çekiyorsa, onları kitaplarımdan öğrenebilirsiniz.

    Ortak çalışmalar hakkında şunu eklemek istiyorum. Öğrencilerim içinde çok sayıda doktor var. Onlar hem kendi sahasında, hem de benim sistemim üzerinde çalışıyorlar. Tamamen bizim iyileştirme sistemimize geçerek insanlarla birlikte çalışan uzmanlarımız Rusya’nın her bölgesinde ve birçok ülkede faaliyet göstermekteler.

    L.P.: Mirzakarim Sanakuloviç, bana zaman ayırdığınız için teşekkür ediyor ve işlerinizde başarılar diliyorum.

 

M.S.Norbekov: Rica ederim.

 

 

ZİL SESLERİ...

 

    Eski zamanlarda ‘Sağlığın, senin ellerinde’ denirmiş ve tamamen haklılarmış. Sağlığımız bizim ona gösterdiğimiz derin bir özenin ürünüdür. Kötü alışkanlıklar, yanlış beslenme, duygusal baskılar insanı hastalıklara doğrudan götüren yollardır. Tam aksine, rasyonel beslenme, fiziksel aktiviteler, stresten uzak durma ve burada sizinle paylaşacağımız daha birçok şey kendinizi daha sağlıklı hissetmenize yardımcı olacaktır. Tüm RUSSIANTOWN takımı size sağlık ve uzun ömür diler!

İlk zil sesi

    İlk zil sesi 2000’nin yeni yıl gecesinde çınladı. Bizde misafir olarak kalan kayınvalidem beyin kanaması geçirdi. İlk dakikalardan itibaren doktorlar cesur ve profesyonelce müdahale yaptılar. Mükemmel donanım ama ... aynı zamanda da hastaya karşı inanılmaz umursamazlık. Kayınvalidemiz yoğun bakıma alır almaz tıpkı bir iş yerinde olduğu gibi hemen sigorta ödemeleri hakkında bilgi istediler. Tabii ki yoktu. Neyse her tür formaliteyi hallettikten sonra nöbetçi doktor bizden hemen bir seçim yapmamızı istedi: ‘Hastaya beynindeki trombozları emecek bir ilaç vereceğiz, fakat bu ilaç onu öldürebilir de’, dedi. Bir de o bunu çikolatalı ya da kaymaklı dondurma arasında seçim yapacakmışız gibi bir tonda söyledi. Biz, ilacı vermelerini istedik ve iki saat boyunca nefeslerimizi tutarak bekledik. Şansımız varmış!

    İki saat sonra kayınvalidem tüm tıbbi cihazın bulunduğu yoğun bakım ünitesindeydi. Bir astronot gibi yatıyordu, vücudunun her yerine türlü borular bağlanmıştı ve renkli monitörler onun hayati fonksiyonlarını gösteriyordu. Oda tertemizdi ve oldukça soğuktu; Aralık ayının son günleri olmasına rağmen klimalar var gücüyle çalışıyordu. Nöbetçi hemşireler hastanın yatağına gitmiyor bilgisayar önünde oturarak monitörlere bakıyor ve kendi aralarında sohbet ediyordu. Hiçbirinin yüzünü hatırlamıyorum; fakat onların bayramda ne hediyeler alacakları hakkında konuştuklarını hatırlıyorum.

    Gece boyunca kayınvalidem inledi. Monitörlere bakarak onun tansiyonunu, nabzını, ateşini, oksijen seviyesini öğrenebilmek için çabalıyordum, ancak hiçbir şey değişmiyordu. Bir köşede sandalyeye oturarak bu soğuk günde yeni yıl öncesi buraya gelmemize sebep olan olayı ve ailemizin başına geleni düşünüyordum.

    Bu olaydan sonra eşimle beraber alternatif tedavi yöntemlerini araştırmaya koyulduk. Kitaplar, video, CD’ler satın almaya, dergiler okumaya ve postayla siparişler vermeye başladık. Deepak Chopra, Caroline Miss ve daha birçok uzmanların kitaplarından akıl almaya başladık. Hepsi çok ilginç ve doğruydu.

    Ama tüm bu sistemlerin güncel yaşamımızla bağlantısını nasıl kuracağımızı bilmiyorduk.

 

İkinci zil sesi

    Oğlumuz eşini ve üniversitenin son sınfındayken öğrenciliğini bırakarak Irak’a savaşa gitti ve biz oğlumuzu kaybettik.

    Bu olaydan sonra çektiğim ruhsal buhran mideme sıçradı. Eşimle uykularımız kaçmaya başladı ve gözlerimiz giderek kötüleşiyordu, uykumuz çok bozulmuştu. Şimdi doktorlara gitme sırası bize gelmişti. Midemi incelemeye aldılar. Ve bu arada Los Angelos’ta yaşayan okul arkadaşımdan e-mail aldım. Bana İnternet’te NORBEKOV.COM web sayfasına bakmamı tavsiye ediyordu.

    İlk izlenimim oldukça kuşku doluydu. Biz bu tür şeylere karşı ‘iyi idmanlıyızdır’. Norbekov seminerlerine katılan birinin ‘mide ülserim geçti’ cümlesine rastladım ve o sayfanın çıktısını eve getirdim. Baktık, seminerin verildiği şehirler arasında Atlanta yoktu. Sayfayı eşime verdim ve üç gün sonra yapılacak laboratuvar tahlillerini düşünmeye başladım.

    Akşam eşim New York’a, Norbekov semierlerine birlikte gitmemizi önerdi. Ben ise: ‘Ne diyorsun, benim tahlillerim var’ dedim.

    Sonunda yıllık iznimi aldım, tahlillerimi iptal ettirdim. Bizim için seminer masrafları 900 dolardan 6500’e çıkmıştı. Doğrusunu söyleyecek olursam, geçmişte paralarımı bu kadar güzel harcamamıştım.

    Atlanta’ya yepyeni insanlar olarak geri döndük. Mide ağrılarım geçmiş, gözlerim iyileşmişti. Eşimin uyku düzeni normale dönmüş, gözleri de iki derece düşmüştü. İkimiz de 2 santimetre uzamıştık ve çalışmaya devam ediyorduk.

    Bizimle beraber seminerlere katılanların tümü inanılmaz neticeler almıştı.

    Şimdi bu seminerler hakkında Amerikalı çalışma arkadaşlarıma anlatıyorum. Onlar, bizi soru yağmuruna tutuyor. Seminer hâlâ İngilizceye çevrilmedi ve ne zamanda çevrileceği belli değil cevabı onları çok üzüyor.

    Düşünsenize, sizin insanların çoğunun hâlâ bilmediği bir iyileştirme sistemine ulaşma imkanınız var. Bu fırsatı kaçırmayın! Bu kaderin gerçek bir armağanıdır!

 

ÜÇÜNCÜ ZİL SESİNİ BEKLEMEYİN!

 

Michail Viderman, Norbekov Enstitüsü koordinatörü. Atlanta, USA